Adalet Bakanı Gürlek, "Uluslararası hukuk herkes için olmalıdır. İnsan hayatının ve insan onurunun değeri, kişinin nerede doğduğuna, hangi kimliğe sahip olduğuna veya hangi siyasi gücün arkasında bulunduğuna göre değişmemelidir." dedi.
CANLIUlaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu konuşuyor
Maltepe'de kısmi olarak çöken 7 katlı binanın enkazında arama kurtarma çalışmaları sürüyor
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Çırağan Sarayı'nda "Adaletin Geleceği: İnsanlık İçin Ortak Sorumluluk" temasıyla düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesi'nin açılışında yaptığı konuşmada, dünyanın çok hızlı ve çok boyutlu bir dönüşümden geçtiğine işaret ederek, gerçek adaletin artık yalnızca ülkelerin ulusal sınırları içerisinde ele alınabilecek bir mesele olmadığını söyledi.
Savaşlar ve çatışmalar, kitlesel göç hareketleri, yapay zekanın hukuk ve toplum üzerindeki etkileri, sınır aşan siber suçlar, enerji dönüşümü, küresel ekonomik ilişkiler ile uluslararası ticaret ve yatırım ilişkilerinin hukukun ve adaletin sınırlarını sürekli yeniden şekillendirdiğini anlatan Gürlek, küreselleşen dünyanın, adalet alanında küresel işbirliğini de her geçen gün daha zorunlu hale getirdiğini belirtti.
Gürlek, bu gelişmeler karşısında yalnızca yeni kurallar oluşturmanın yeterli olmadığını, mevcut kuralların nasıl uygulanacağının ve uluslararası hukuk mekanizmalarının nasıl daha etkili hale getirileceğinin de ele alınması gerektiğini dile getirerek, bu nedenle zirvenin temasını "Adaletin Geleceği: İnsanlık İçin Ortak Sorumluluk" olarak belirlediklerini, çünkü adaletin geleceğinin yalnızca hukukçuların, hakimlerin, savcıların veya siyasetçilerin değil, bütün insanlığın ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Bugün uluslararası hukuk düzeninin karşı karşıya olduğu en önemli sınavlardan birinin, "güçlünün zayıf karşısında yaratmak istediği, yalanlarla süslenmiş hukuk tanımları" olduğunu kaydeden Gürlek, bunun en somut örneğinin Gazze'de yaşananlar olduğunu vurguladı.
Zirveye Filistin Adalet Bakanı Şerhabil El-Zaim'in de davet edildiğini ancak İsrail makamlarınca ülke dışına çıkışına izin verilmemesi nedeniyle toplantıya katılamadığını aktaran Gürlek, salondaki adalet bakanları ve katılımcıların Filistin halkının hukuk ve adalet talebine güçlü şekilde sahip çıkacağına inandığını dile getirdi.
Bakan Gürlek, uluslararası işbirliğini, hukukun üstünlüğünü ve adaletin evrenselliğini konuşmak için bir araya gelinen bir platformda, bir adalet bakanının uluslararası toplantıya katılmasının engellenmesinin son derece kaygı verici olduğunu ifade ederek, "Bu durum, Filistin halkının karşı karşıya kaldığı baskıların ve hak ihlallerinin bir başka çarpıcı örneği olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası toplumun görevi, bu tür gelişmeler karşısında sessiz kalmak değil, hukuka, temel hak ve özgürlüklere ve halkların iradesine saygı gösterilmesini savunmaktır." dedi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın, ABD'nin vize vermemesi nedeniyle Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na katılamamasına değinen Gürlek, şöyle konuştu:
"Geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York'a gitmek isteyen Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmud Abbas'a Amerika Birleşik Devletleri tarafından vize verilmemesi de uluslararası toplumun üzerinde ciddiyetle durması gereken bir başka gelişmedir. Birleşmiş Milletler'in merkezinde gerçekleştirilen ve bütün dünyanın meselelerinin konuşulduğu bir toplantıda Filistin halkının en üst düzey temsilcisinin fiziken yer alamaması, uluslararası sistemin adalet ve eşitlik iddiasını haklı olarak tartışmaya açmaktadır. Daha da düşündürücü olan ise hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama emri çıkarılan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun aynı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılarak hitap edebilmesidir. Uluslararası hukukun inandırıcılığı bakımından ortaya çıkan bu tablo üzerinde hepimizin düşünmesi gerekir."
Adalet Bakanı Gürlek, Gazze'deki gelişmelerin uluslararası hukukun evrenselliği ve uluslararası toplumun adil duruşu bakımından ciddi sorular ortaya çıkardığına işaret ederek, "Türkiye olarak, dünyanın neresinde savaş varsa, evrensel hukuk değerleri çiğneniyorsa barıştan, hukuktan ve insan onurundan yana en güçlü sesi çıkarmayı köklü tarihimizin bize yüklediği bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü savaşın olduğu yerde önce hukuk ve akıl ölür." ifadelerini kullandı.
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın yıllardır devam ediyor olmasından da üzüntü duyduklarını dile getiren Gürlek, nükleer silah stoklarının artık yalnızca caydırıcılık meselesi olmaktan çıktığını ve küresel ölçekte yıkım tehdidine dönüştüğünü, insanlığın kendi eliyle böylesine büyük bir yok oluş kapasitesi üretmiş olmasının tarihi bir sorumluluk olduğunu belirtti.
Gürlek, başta küresel güçler, gelişmiş ülkeler ve tüm devletler olmak üzere silah sanayilerine ayrılan kaynakların bir bölümünün insanlığın kalkınması ve barış için kullanılması halinde dünyanın çok daha yaşanabilir hale geleceğini, evrensel hukukun tam anlamıyla işletildiği ve gelir dağılımının daha adil olduğu bir dünyada bugün konuşulan birçok sorunun ortadan kalkacağını söyledi.
Petrol, kıymetli madenler veya stratejik ekonomik değerlerin savaş ve işgal gerekçesi haline getirildiği bir dünya düzeni yerine, insan onurunun, yaşama hakkının ve evrensel hukuk değerlerinin esas alındığı bir düzenin inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Gürlek, uluslararası hukukun gerçekten herkes için aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığının asıl mesele olduğunu belirterek, "Uluslararası hukuk, ancak güçlü veya zayıf olduğuna bakılmaksızın bütün aktörlere aynı ölçüde uygulandığında gerçek anlamda hukuk olabilir." dedi.
Bakan Gürlek, bir kuralın hukuki niteliğinin yalnızca belirli durumlarda veya belirli aktörler bakımından uygulanmasıyla değil, evrensel niteliğinin korunmasıyla ortaya çıkacağını, uluslararası toplumun bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirterek, ihlal iddialarının etkili şekilde soruşturulmasının, sorumluların hesap verebilirliğinin sağlanmasının, delillerin korunmasının, mağdurların haklarının gözetilmesinin, bağımsız ve tarafsız yargı mekanizmalarının desteklenmesinin önemini vurguladı.
Adaletin geleceğinin yalnızca savaş ve çatışmalar üzerinden değerlendirilemeyeceğini, teknolojik dönüşümün de hukuk sistemlerinin önüne yeni sorular koyduğunu aktaran Gürlek, yapay zekanın hayatın ve çalışma biçimlerinin bütün alanlarını dönüştürdüğünü ifade etti.
Yapay zekanın hukuk hizmetlerinde kullanılması, karar alma süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması, algoritmik şeffaflık, insan hakları ve insan onurunun gelecek dönemin temel hukuki meseleleri arasında yer alacağına işaret eden Gürlek, teknolojik gelişmeyle insan hakları arasında doğru dengenin kurulması gerektiğini belirterek, "Teknoloji insan hayatını kolaylaştırırken, insanın hukuk karşısındaki konumunu zayıflatmamalıdır. Yapay zekanın sunduğu imkanlardan yararlanırken insan onurunu, temel hak ve özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü korumak zorundayız. Çünkü merkezine insanı yerleştirmeyen hiçbir teknolojik gelişme, adalet bakımından gerçek ve kalıcı bir değer üretemez." diye konuştu.
Gürlek, siber suçların da yalnızca ulusal makamların kendi sınırları içinde mücadele edebileceği bir alan olmaktan çıktığını belirterek, "Bizim anlayışımıza göre, insan onurunun ve adaletin korunması söz konusu olduğunda hukuki işbirliğinin önünde yapay sınırlar bulunmamalı, adalet gerektiğinde pasaportsuz dolaşabilmelidir." dedi.